Bir maddeye
küçük boyutta bakıldığında, atom denilen parçacıklardan meydan geldiği görülür. Bu
atomlardan her birinin bir bütünlük ve harekete sahip olduğu yapılan
incelemelerle gözlemlenir. Atomlar, sahip oldukları enerjiyle bir araya gelerek
bir oluşum, birliktelik meydana getirirler. İşte bu oluşuma madde (varlık) adı
verilmektedir. Madde bu aşamadan sonra iki kısma ayrılarak farklılık göstermeye
başlar. Bunlar inorganik madde ve organik madde olarak nitelendirilen
oluşumlardır. Buraya kadar maddede bir bütünlük ve hareketin var olduğuna
dikkat edilir. Bu inorganik ve organik maddeler canlılığın temelini
oluştururlar. Her madde canlı özelliği göstermez. Çünkü, canlılığın temel birimi
hücre ve her madde hücrelerden meydana gelmez. Burada dikkat edilmesi ve
unutulmaması gereken bir diğer nokta, hücrenin dolayısıyla canlılığın inorganik
ve organik maddelerden köken almasıdır. Hücre varsa canlılık vardır. Tek bir
hücrenin sahip olduğu ortak canlılık özellikleri, bir hayvan veya bitkide de
mevcuttur. Küçük boyutta hücreyi, büyük boyutta ise insanı baz alarak
canlıların ortak özelliklerine değinelim:
Hücre, temel yapıları olan hücre zarı, sitoplazma ve nükleik asitler ile diğer organel ve elemanlarıyla düzenli bir bütünlük ve işleyiş oluşturur. Barındırdığı yapılar sayesinde, iş yapabilme yeteneğine sahip, dolayısıyla bir metabolizması bulunmaktadır. Bu metabolizmayı ayakta tutup devam ettirebilmek için beslenir. Beslenme yoluyla aldığı maddeleri sindirerek yapısal bütünlüğünün gereksinimlerini karşılar. Besinleri, belirli yapılarında solunum yoluyla parçalayarak metabolizması için gerekli enerjiyi temin eder. Meydana gelen metabolizma atıklarını, çeşitli yollarla iç ortamından uzaklaştırıp dış ortama atarak boşaltım eylemini gerçekleştirir. Buraya kadar gerçekleştirdiği olaylar sayesinde, hücre kendi büyüme ve gelişmesini sağlamış olur. Yönetici molekülden (DNA) aldığı uyarılara tepki vererek hareket eylemini meydana getirir. Zaten hücre, metabolizması itibariyle sürekli bir hareket içerisindedir. Belirli bir büyüme ve gelişme evresinden sonra, bölünme geçirip sayısını çoğaltarak üreme eylemini tamamlar. Bu üreme eylemi esnasında, genetik materyalini bir sonraki yavru döle aktarmak için kopyalar/iki katına çıkararak kalıtsal özelliklerini koruma altına alır. Yani neslinin devamını sağlayarak yok olmaktan korunmuş olur. İçerdiği belirli yapılar sayesinde, kendisi için gerekli yapısal, düzenleyici… protein yapılarını sentezleyerek yaşamsal faaliyetlerini devam ettirir. Kusursuz bir işleyiş ve yapıya sahip olarak iç dengesini yani homeostasiyi korumuş olur. Kendini dış ortam şartlarına uygun bir şekilde donatıp çevreyle ilişkisini en iyi yaşayabileceği konuma getirerek adaptasyonunu (uyumunu) sağlar. Tüm bunların sonucunda barındırdığı yapı, işleyiş ve bütünlük sayesinde bir biyolojik organizasyonu elde eder.
Hücreye bakarak aslında, insanın da tüm bu özellikleri taşıdığı açıkça
görülmektedir. İnsan yapısının hücrelerden meydana gelmesi, yani temel
biriminin hücre oluşu, kendisini ayakta tutan bir metabolizmasının var olması,
beslenip sindirim, solunum ve boşaltım olaylarını gerçekleştirmesi, büyüyüp
gelişerek üreme eylemini meydana getirmesi, çevresinden gelen uyarılara tepki
vermesi, yer değiştirerek hareket etmesi, bir genoma sahip olup protein
sentezinin olması, bütün organ, doku ve yapılarının bir bütünlük oluşturup iç
dengeyi (homeostasi) sağlaması ve tüm bu özellikleriyle çevreye uyum sağlaması
insanın sahip olduğu ortak canlılık özellikleridir.
Özetleyecek
olursak, canlıların ortak özellikleri:
- Hücresel
yapı, hücre veya hücreler
-
Metabolizma oluşu
- Beslenme
olayı
- Solunum,
enerji üretme
- Boşaltım olayı
- Büyüme ve
gelişme
- Çevresel
uyarılara tepki verme
- Hareket
etme
- Üreme
olayı
- Genom
aktarımı
- Protein
sentezi
-
Homeostasi, iç denge
-
Adaptasyon, uyum sağlama
- Biyolojik
organizasyon
Bu özelliklerin tamamına birden canlıların ortak özellikleri adı
verilmektedir. Her bir canlı bu özelliklerin tamamına sahiptir. Varlıklar, bu
noktadan itibaren canlı ve cansız varlıklar olmak üzere iki kısma
ayrılmaktadırlar. Şimdi canlıların ortak özelliklerini teker teker inceleyelim:
Hücresel yapı, hücre veya hücreler
Hücre,
canlıların yapısal ve işlevsel temel birimidir. Tek bir hücrede tüm yaşamsal
faaliyetler görülebilmektedir. Hücreyi meydana getiren üç temel yapı vardır.
Bunlar; hücre zarı, sitoplazma ve nükleik asitlerdir. Yaşamsal öneme sahip olayların tamamı
hücrede gerçekleşmektedir. Her canlı, hücre veya hücrelerden meydana gelir. Bazı
canlılar bir hücreden meydana gelirken bazıları ise birden çok hücrenin bir
araya gelmesiyle oluşurlar. Paramesyum, öglena ve amip gibi canlılar bir
hücreli canlılardır. İnsan, bitki, hayvan gibi canlılar ise çok hücreli bir
yapıya sahiptirler. Hücre, bölünme yeteneğine sahip olup sayısını çoğaltarak
yeni hücreler meydana getirebilmektedir. Hücreler sahip oldukları yapılar
itibariyle iki çeşide ayrılmaktadır. Prokaryot hücre olarak isimlendirilen
ilkel form ile ökaryot gelişmiş form olarak iki gruba ayrılırlar. Buradaki
temel belirleyici faktör, çekirdek yapısının ökaryot hücrede olup prokaryot
hücrede olmayışıdır. Yani prokaryot hücrelerde, zarla çevrili bir çekirdek
olmayıp genetik materyal halkasal bir biçimde hücre sitoplazmasının içerisine
dağılmış durumdadır. Bunun dışında, prokaryotlarda zarla çevrili herhangi bir
organel de bulunmamaktadır. Sadece zarsız ribozom organeline sahipler. Boyut olarak da ökaryotlardan daha küçüktürler. Prokaryot
hücre modeline sahip bakterileri ve arkeleri bu gruba örnek olarak verebiliriz. Bir diğer grup olan ökaryotlarda ise
genetik materyal bir zarla çevrelenip, hücre sitoplazmasından ayrılarak çekirdek
ismini almıştır. Bunun haricinde zarla çevrili birden fazla organele de
sahiptirler.Bu modele örnek olarak bir hücreli canlılardan Amip, Öglena ve
Paramesyum gibi canlılar, çok hücrelilerden ise insan, hayvan ve bitkiler örnek
olarak verilebilir. Tek hücreli canlılarda tüm yaşamsal olaylar sadece bir hücrede gerçekleşir. Tek hücreli canlılarda hücre bölünmesi büyüme odaklı olmayıp üreme amaçlıdır. Çok
hücreli canlılarda ise hücreler bir araya gelerek doku adı verilen örgütlü
yapıları oluştururlar. Dolayısıyla çok hücreli canlılarda hücre bölünmesi büyüme amaçlıdır. Bu dokular
ise ileri bir düzeyde organları, organlar ise bağlantılı sistemleri ve en sonda
bu sistemler de canlıyı meydana getirirler.
Metabolizma oluşu
Canlıların yapı taşı olan hücrelerde meydana gelen tüm yapım ve yıkım olaylarına metabolizma denir. Hücreler yaşamsal faaliyetlerini devam ettirebilmek
için metabolizmaya ihtiyaç duyarlar. Metabolizma genel olarak iki kısma
ayrılmaktadır. Bunlar; tüm yapım olaylarının yer aldığı anabolizma ve tüm yıkım
olaylarının gerçekleştiği katabolizmadır. Solunumda, besinlerin parçalanıp
enerji elde edilmesi bir katabolik olaydır. Öte yandan proteinlerin yapıtaşı
olan amino asitlerden protein sentezi ise anabolik bir olaydır. Metabolizma
hücre veya canlı için hayatsal bir öneme sahiptir. Metabolizmanın almayışı
canlının veya hücrenin ölümüyle son bulur. İnsanı baz alırsak, bebeklik ve
gençlik döneminde anabolik (yapım) olaylar katabolik (yıkım) olaylara göre daha
fazladır. Çünkü canlı büyüme ve gelişim dönemindedir. İnsanın erişkin döneminde
ise yapım ve yıkım olayları eşitlenerek büyüme ve gelişme dengelenir. Yaşlılık döneminde ise katabolik olaylar yani
yıkıma odaklı olaylar anabolik olaylara göre çok daha fazladır. Zamanla yıkım
olaylarının artması ve yapım olaylarının azalmasıyla canlının hayatı son bulur.
Beslenme Olayı
Temel olarak canlının dış
ortamdan iç ortamına katı ve/veya sıvı alması durumuna beslenme denir. Canlının
hayatını devam ettirebilmesi için beslenmeye ihtiyacı vardır. Çünkü
metabolizmanın devamı için besin gereklidir. Canlılar almak zorunda olduğu su,
mineral, sakkarit, amino asit gibi inorganik ve organik maddelerin çoğunu beslenme yoluyla iç ortamına alır. (Ototrof canlılar dış ortamdan genellikle inorganik maddeleri alır. Çünkü ihtiyaçları için gerekli organik maddeleri zaten fotosentez veya kemosentez olayları sonucunda oluşturmaktadırlar.) Metabolizma bu besinlerden
ihtiyacını karşılar. Canlılar beslenme olayında da iki kısma ayrılırlar. Kendi
besinini güneş ışığı veya çeşitli maddeleri oksitleyerek inorganik maddelerden fotosentez ya da kemosentez yardımıyla üretenlere
ototrof canlılar (üreticiler), besinini dış ortamdan hazır olarak alanlara ise heterotrof
canlılar (tüketiciler) denir. Çeşitli
bakteriler, bazı tek hücreli ökaryot canlılar ve bitkilerin çoğu ototrofturlar. Tüketici olarak da isimlendirilen
heterotroflara örnek olarak hayvanlar, Amip, Paramesyum verilebilir. Bir
hücreli ökaryot bir canlı olan Öglena’da özel bir durum söz konusudur.
Fotosentez yapabilme yeteneğine sahip olduğundan hem ototrof hem de heterotrof
bir canlıdır.
Solunum, Enerji Üretme
Canlılar, ürettikleri veya dışarıdan hazır olarak aldıkları besinleri solunum yoluyla
parçalayarak yapılarındaki kimyasal bağ enerjisini serbest hale getirirler.
Serbest haldeki bu kimyasal bağ enerjisinden ihtiyaç duydukları enerjiyi
alırlar. Solunumda temel amaç enerji elde etmektir. Canlılık için en temel enerji
kaynağı güneştir. Özellikle bitkiler güneşten aldıkları enerjiyi fotosentezle
ürettikleri besinlerde depo ederler. İhtiyaç halinde bu besinler solunumla
yıkılarak yapılarındaki enerjiden faydalanılır. Canlılar solunumu da iki farklı
şekilde gerçekleştirirler. Oksijenli solunum (aerobik) ve oksijensiz solunum
(anaerobik). Özetle birçok canlı oksijenle besinleri yıkarak enerji elde
ederken bazı canlılar da oksijen kullanmadan besin yıkımı gerçekleştirerek
enerji eldelerini sağlarlar. Burada önemli bir ayrıntı söz konusu, canlılar oksijenli
solunumla daha fazla enerji elde ederler.
Boşaltım Olayı
Her canlı, metabolizması sonucunda işe yaramayan atık maddeler üretir. Bu atık maddelerin
iç ortamdan uzaklaştırılması olayına boşaltım adı verilir. Boşaltım, metabolizma
için önemli bir yer kapsamaktadır. Çünkü oluşan metabolik atıkların boşaltımla
uzaklaştırılmaması metabolik bir sürü döngünün durması demektir. Metabolizmanın
durması canlının ölümü anlamına gelir. Bu yüzden canlılar iç ortamlarına
aldıkları fazla medde ve atıkları dış ortama verme eğilimi gösterirler. Bu olay
canlılarda çeşitli adaptasyonlara yol açmıştır. Terleme, damlama, kontraktil
koful, deride meydana gelen adaptasyonlar ve nihayetinde boşaltım sistemlerinin
oluşumu olarak özetlenebilir.
Büyüme ve Gelişme
Canlılarda
büyüme temel olarak hücre bölünmesiyle hacmin ve kütlenin artması olayıdır.
Yalnız burada bir noktaya dikkat edilmeli ki, bu da bir hücreli canlılarda
büyümenin nasıl gerçekleştiği durumudur. Çünkü bir hücreli canlılarda hücre
bölünmesi büyüme amaçlı olmayıp, bölünme sonucunda yeni bir birey meydana
geldiğinden üreme amaçlıdır. Tek hücreli canlılarda büyüme, hücrenin hacim ve miktarca artması ile olur. Sonuç olarak bir hücreli canlılarda hücre belirli
bir hacim ve kütleden sonra bölünme geçirerek üremeyi devam ettirir. Çok
hücreli canlılarda ise, oluşan ilk hücre mitoz bölünmeler geçirerek kütle ve
hacim artışıyla beraber büyümeyi sağlar. Bu hücreler topluluğu zamanla artarak
örgütlenip dokuları meydana getirirler. Doku oluşumundan sonra canlı gelişme
dönemine girer. Bu dokular gelişme döneminde farklılaşarak organları ve
sistemleri oluşturarak canlıyı meydana getirirler.
Çevresel Uyarılara Tepki Verme
Canlılar
çevreden gelen uyarılara tepki verme eğilimindedir. Bir hücreli veya çok hücreli canlılar, çevreden gelen uyarıları algılayıp tepki verirler. Uyarı ışık, sıcaklık, basınç, ses ve çeşitli kimyasal
maddeler şeklinde olabilir. Örneğin insanın göz bebeklerinin ışıkta büyüyüp küçülmesi,
birçok bitkinin güneşe göre yön değiştirmesi, tek hücreli bir canlı olan Amip'in
tuzlu bir ortamdan kaçması gibi. Dikkat edilirse her tepki ayrıca bir
harekettir.
Hareket Etme
Canlı, çeşitli
durumlarda meydana getirdiği yüzey değişikliği veya yer değiştirme gibi olaylar
sonucunda hareket etmiş olur. Bu durumu en güzel hayvanlarda gözlemleriz.
Örneğin bir çitanın koşması, aktif hareket ettiğini gösterir. Bitkilerde ise bu durum iki şekilde
meydana gelir (Pasif hareketler). Tropizma olarak adlandırılan yönelim hareketleri ve nasti denilen
irkilme durumudur. Küstüm otuna dokunulduğunda birden yapraklarını toplaması
bir nasti hareketidir. Ağaç köklerinin suya ulaşmak için suya doğru yönelmesi
de bir tropizma hareketidir. (hidrotropizma). Bir hücreli canlılarda ise taksis
(göçüm) ismini almaktadır. Mesela Amip’in besin maddesine doğru ilerlemesi bir
taksis hareketidir. (kemotaksis)
Üreme Olayı
Canlının
türünün devamını sağlamak amacıyla gerçekleştirdiği eylemdir. Üreme, tür
sayısının artması ve kazanılan genetik özelliklerin yeni bireylere aktarılması
için önemli bir olaydır. Üremeye bakıldığında canlı veya canlıların yaşamı için
o kadar önemli bir olay olmazken neslin devamı için önemlidir. Üreme olayı da
kendi içerisinde eşeysiz ve eşeyli üreme olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır. Eşeysiz
üreme, tek bir atadan yeni birey veya bireylerin meydana gelmesi durumudur.
Oluşan yeni bireyler ata bireyle tıpa tıp aynı olurlar. Yani genetik çeşitlilik
görülmez (Mutasyonlar hariç). Örneğin tek hücreli bir canlı olan Paramesyum mitoz bölünme geçirerek
kendisiyle aynı genom ve özelliklere sahip yeni bir birey meydana getirir.
Oluşan yeni bireye klon adı verilmektedir. Eşeysiz üremenin birkaç çeşidi
vardır. Bunlar; tek hücreli canlılarda bölünerek çoğalma, sporla çoğalma,
tomurcuklanarak çoğalma, vejetatif çoğalma, rejenerasyonla çoğalmadır. Eşeyli
üreme, ata birey veya bireylerden gelen gamet hücrelerinin birleşmesi
sonucunda yeni bir bireyin oluşması durumudur. Eşeyli üremede yumurta ve
spermin birleşmesi olayına döllenme denir. Eşeyli üremeyle meydana gelen
yeni birey, ata bireylerden farklı olur. Yani genetik çeşitlilik söz konusudur.
Genom Aktarımı, Kalıtım
Üreme
olayından önce hücre genom miktarını (genetik materyalin tamamını) iki katına
çıkararak sahip olduğu tüm genetik özellikleri yeni yavru bireye aktarmış olur.
Aslında üremedeki temel amaçlardan biri de canlıların sahip olduğu genetik
özelliklerin yeni nesillere aktarılmasıdır.
Protein Sentezi
Hem prokaryot
hem de ökaryot hücrelerde bulunan ribozomlar, protein sentezinin gerçekleştiği
ünitelerdir. Yapıları rRNA ve proteinlerden meydana gelir. DNA tarafından
oluşturulan genleri (mRNAları) okuyarak protein sentezini meydana getirirler. Protein
sentezinden sorumlu yapı yönetici molekül olan DNA’dır. Protein sentezi, hücre
ve dolayısıyla canlı için büyük öneme sahiptir. Proteinler hücrede; enzim
olarak görev alıp katabolik yıkım olaylarında önemli rol oynarlar. Karbonhidrat ve yağlardan sonra hücrede besin
maddesi olarak üçüncü sırada kullanılırlar. Transport olarak yani molekül
taşıma görevleri de mevcuttur. Hücre içi ve dışı madde taşınımında önemli bir
yere sahipler. Toksin özellikteki proteinlerde vardır. Örneğin yılan zehri
protein yapılı bir maddedir. Canlıda bulunan antikor, fibrinojen gibi
proteinler yabancı maddelere karşı canlıyı koruma görevi yaparlar. İnsülin,
oksitosin, büyüme hormonları (STH), glukagon gibi hormonlar protein kökenlidir.
Bunların haricinde canlının yapısında yer alan kollajen, elastin, keratin,
glikoproteinler, fibroin de protein yapılı oluşumlardır. Görüldüğü gibi
proteinler canlı için büyük bir öneme sahiptir.
Homeostasi, Kararlı İç Denge
Her canlının
koordineli bir yapısı vardır. Bu yapı işlevsel olarak belli bir düzen
içerisinde işler. Canlı bu düzeni koruma ve devam ettirme eğilimindedir. Bunu dış
ortam koşullarına en iyi şekilde uyum sağlayarak gerçekleştirir. Çünkü iç
ortamında elde ettiği kararlı iç dengeyi korumak zorundadır. İşte bu düzenli işleyiş ve
bütünlükle elde edilen kararlı iç dengeye homeostasi denir. Örneğin her canlının tolerans
gösterdiği bir sıcaklık derecesi vardır. Tolerans edemeyeceği yüksek veya düşük
sıcaklıklarda iç ortamındaki dengeyi koruma adına bir mücadele gösterir. Aynı
şekilde metabolizma sonucunda meydana gelen atık maddelerin dışarı atılması da
aynı amaca hizmet eden bir olaydır. Çünkü canlı, yaşamını devam ettirebilmek için sahip olduğu iç ortam dengesini korumaktadır.
Adaptasyon, Uyum Sağlama
Canlının
hayatta kalmak için geliştirdiği tüm davranışlara adaptasyon
(uyum) denir. Yani canlının hayatta kalma ve üreme şansını arttıran tüm kalıtsal özelliklerdir. Tropikal ormanlarındaki bitkilerin güneş enerjisinden yararlanabilmek
için büyük yapraklara sahip olmaları, kurak bölge bitkilerinin de aşırı su
kaybını önleme amacıyla diken tipi yapraklar geliştirmeleri birer adaptasyon
örneğidir.
Biyolojik Organizasyon
Tek hücreli
bir canlı incelendiğinde bir sürü yapı elemanına sahip olduğu görülür. Sitoplazması,
organelleri, hücre zarı ve diğer elemanlarıyla bir bütünlük kazanır. Çok
hücreli canlılarda ise hücreler belli bir büyümeden sonra dokuları
oluştururlar. Bu dokular geliştikten sonra farklılaşarak organ şeklini almaya
başlar. Organlar bir bütünlük kazanarak sistem denilen oluşumları
beraberinde getirir. Sistemlerde canlı varlığa son şeklini vererek olayı tamamlar.
Gud veri gud dostum
YanıtlaSilYess pörfekt dostumm
Silyeh baby bro
YanıtlaSilOh ye man
YanıtlaSil