Canlıdaki
özelliklerin oluşumunu, bu özelliklerin ata bireyden yavru bireye nasıl geçtiğini
ve bu olaylar sonucunda meydana gelen biyoçeşitliliği inceleyen ve araştıran kalıtım
bilimine genetik denir. Genetik, canlıdaki her bir özellik için karakter
kavramını kullanmaktadır. Her bir karakterin nasıl meydana geldiğini,
karakterlerin yapısal ve işlevsel faaliyetlerinin altında yatan temel birimin
ne olduğunu araştırır. Öte yandan genetik, canlının sahip olduğu bu
karakterlerin üreme sonucunda yeni canlıya nasıl aktarıldığını araştırarak konu
hakkında olan bilgi sahasını genişletmektedir. Tüm bu olaylar sonucunda,
canlıların bazı farklılıklar gösterdiği görülmüştür. Çeşitlilik olarak
nitelendirilen bu durumun nasıl oluştuğu da genetiğe konu olmuştur. Genel
olarak genetik, geniş bir çalışma alanına sahip ve bu faaliyetlerini
barındırdığı birimlerce yürütmektedir. İşte genetik, bu çalışmalarıyla canlı
bilimi olan biyolojiye büyük katkılar sağlamaktadır.
Genetik konusunda ilk bilimsel çalışmalar, 19. yüzyıl ortalarında (1800’lü yıllarda) Avusturyalı bir botanikçi olan Gregor Johann Mendel tarafından yapılmıştır. Mendel’in öncesi tarihi sürece bakıldığında sırasıyla Pytagoras, Empedocles ve Aristo’nun çeşitli görüşleri ileri sürdükleri görülmektedir. Daha yakın dönemde ise, Lamarck ve Darwin’in savunduğu Pangenezis Kuramı da bunlardan bir tanesidir. 1700’lü yılların sonlarına doğru bazı karakterlerin (özelliklerin) polen ve yumurtayla yeni nesillere aktarıldığını Kolreuter isimli bilim insanı bularak genetik bilimine katkı sağlamıştır. 19. yüzyılın sonlarında ise Alman biyolog Weismann’ın Germ Plazma Kuramı da bu görüşlerden bir tanesini oluşturmaktadır. Genetik biliminin gelişmesinde doğru ve/veya yanlışlarıyla tüm bu çalışmaların büyük bir rolü vardır. Daha sonraki dönemlerde, çeşitli bilim insanlarının birbirinden bağımsız olarak yaptıkları çalışmalarla her birinin Mendel ile aynı sonuca varması, genetik biliminde temel yasaların Mendel tarafından bulunduğu sonucuna varıldı. Mendel’in çalışmaları Mendel Kanunları adı altında genetiğe temel kabul edildi.
Mendel,
bezelye (Pisum sativum) bitkisi
üzerinde çalışmalar yapmıştır. Bezelye bitkisinin farklı karakterdeki üyeleri
arasında çaprazlamalar yaparak bir dölden diğer bir döle özelliklerin
aktarıldığını gözlemlemiştir. Bu özelliklerin geçişinde bitki polen ve yumurta yapılarının
etkili olduğunu görmüş ve edindiği bilgileri daha sonrasında yayınlamıştır.
Tabi o zamanlarda DNA, kromozom ve mayoz bölünme gibi yapısal ve işlevsel
yapılar bilinmediğinden Mendel’in çalışmaları ölümünden yıllar sonra değer
kazanmıştır. Genetik ismi, ilk defa William Bateson tarafından kullanılmıştır.
Genetikos, genesis Latin kelimelerinden türetilen genetik, köken, doğurulan,
meydana getirilen anlamlarına gelmektedir.
20. yüzyılda genetik
alanında önemli gelişmeler olmuştur. Gelişmiş mikroskopların üretilmesi
sonucunda DNA, kromozom, hücre bölünmeleri, gen, protein sentezi gibi önemli
yapı ve olayların bilinmesiyle genetik önemli kademeler atlayarak popüler bir
bilim haline gelmiştir.
DNA, iki sıra
polinükleotit dizisinin aralarında bağ yapmasıyla meydana gelen çift zincir
sarmal bir yapıya sahiptir. Bu yapı gen dediğimiz anlamlı parçalar üreterek
hücrenin tüm faaliyetlerini koordine eder. Herhangi bir DNA parçası, bir RNA
veya protein kodluyorsa buna anlamlı DNA parçası veya gen denir. Genin DNA
üzerindeki oluşum yerine lokus denir. Hangi tür proteinlerin yapılacağını
genlerdeki kod belirler. Gendeki koda uygun şekilde protein sentezlenir. Yani
gendeki nükleotit sayı ve sırasına göre proteinlerin yapı taşları olan amino
asitler de aynı sayı ve sırada bir araya getirilerek protein sentezlenir. Bu
duruma genetik kod denir. İşte tamda burada genetik için önemli olan çeşitlilik
dediğimiz kavram ortaya çıkmaktadır. Çeşitliliğin temel nedeni, proteinleri
meydana getiren amino asitlerin farklı sıra ve sayıda dizilimidir. Böylece
faklı karakterler meydana gelmektedir. Örneğin göz rengini meydana getiren
proteinlerin amino asitlerinin farklı dizilim ve sayıda olması gözün mavi,
kahverengi, yeşil, ela gibi renkler almasını sağlar. Daha da net bir örnek
verecek olursak; her insanın farklı bir yüz şekline sahip olması yine bu farklı
sayı ve dizilimden kaynaklanan bir sonuçtur. Böylelikle genetik için önemli
olan karakterlerin (özelliklerin) oluşumu ve çeşitliliği gözlemlenmiştir.
Hücre
bölünmesi esnasında DNA kendini eşleyerek genetik madde miktarını iki katına
çıkarır. Daha sonrasında proteinler (histon proteinleri) aracılığıyla üst üste
katlanıp kromozom denilen yapılara dönüşür. Bilindiği gibi hücre bölünmeleri,
mitoz ve mayoz isimleri altında iki kısma ayrılmaktadır. Genetik için en önemli
olan mayoz hücre bölünmesidir. Çünkü mayoz bölünme, üreme hücrelerinde (sperm ve
yumurta hücrelerinde) meydana gelen hücre bölünmesi çeşididir. Çeşitliliği sağlamak için, canlılar sahip
oldukları tüm özellikleri ancak üreme hücreleri aracılıyla bir diğer nesle
aktarabilirler. Zaten genetik biliminin ana konularından bir tanesi canlının
sahip olduğu bu özelliklerin bir sonraki nesle nasıl aktarıldığıdır. Mayoz hücre
bölünmesinin bir diğer önemi ise çeşitlilik sağlamasıdır. Yani mayoz
bölünme geçiren bir üreme hücresi krossing over denilen kromozom parça değişimi
ve hücrenin ekvatoral bölgesinde dizilen kromozomların tamamen rastlantısal/tesadüfi
olarak kutuplara çekilmesiyle oluşan yeni üreme hücresi böylece farklılık
kazanır. Bu durumun genetik için önemi tartışılmazdır. Öte yandan bir diğer
hücre bölünmesi olan mitoz hücre bölünmesinde böyle bir durum söz konusu
değildir. Burada unutulmaması gereken bir diğer nokta: Birçok canlı özellikle
bir hücreli canlılar üremelerini mitoz bölünmeyle gerçekleştirirler.
Dolayısıyla bütün sahip oldukları özellikleri olduğu gibi değişmeden yavru
bireye aktarırlar. Özetle; mitoz bölünmede meydana gelen hücreler aynı özellikte
olup çeşitliliğe hiçbir katkısı yoktur. Bu yüzden genetik ikinci dereceden mitoz
bölünmeyle ilgilenir. Esas çalışma alanı mayoz bölünmeden doğan çeşitlilik durumudur.
Üreme hücrelerinin (sperm ve yumurta hücrelerinin) birleşimi (döllenmesi) esnasında bu iki hücrenin genetik materyalleri (kromozomları ya da DNA’ları) kaynaşır. Başka bir ifadeyle dişi ve erkekten gelen özellikler yavru bireye aktarılır. İşte tam da burada bazı faktörler devreye girmektedir. Mayoz hücre bölünmesinin mitoz hücre bölünmesinden farklı bir diğer yönü, hücrenin sahip olduğu kromozom sayısının mayoz bölünme ile yarıya inmesidir. Mitoz bölünmede ise kromozom sayısı değişmemektedir.
Acaba, mayoz bölünmede kromozom sayısı
neden yarıya iner?
Sperm ve yumurta hücrelerinden yavru bireye geçen kromozomların barındırdığı genlerin tamamına genotip denir. Genotipin canlıda meydana getirdiği morfolojiye (dış görünüşe) ise fenotip denir. Başka bir ifadeyle; genotip kaynaklı ve canlıların dış görünüşünün oluşmasında görev alan genlerin tamamı fenotipi oluşturur. Genotipte aynı karakter (özellik) üzerine etki eden genlerin bulunduğu, biri dişiden diğerinin ise erkekten yavru bireye geçtiği kromozomlar vardır. Bu tip kromozomlara homolog kromozomlar denir Genellikle şekil ve büyüklük bakımından birbirlerine benzemektedirler. Bu homolog kromozomlar, aynı karakter üzerine farklı veya aynı yönde etki eden karşılıklı genler barındırırlar. Bu genlere allel gen denir. Allel genlerin ikisi aynı karakter üzerine farklı yönde etki edebilir. Allel iki genden baskın yani fenotipte etkisini gösterene dominant, baskın genin varlığında etki göstermeyene ise çekinik anlamında resesif denir. Örneğin; yavru bireyde göz rengi üzerine etki eden iki allel genden biri mavi, diğeri ise kahverengini oluşturan dizilim ve sayıya sahip nükleotitlerden oluşsun. Burada baskın yani dominant olan gen, fenotipte etkisini gösterecektir. Kahverengi göz üzerine etki eden gen dominant ise yavru bireyin göz rengi kahve renkte olur. Bu durumda mavi göz rengini kodlayan gen çekinik yani resesif duruma geçer. Sembolize edildiğinde dominant gen büyük harfle, resesif gen ise küçük harfle gösterilir. Bir de iki allel genin de aynı özellik üzerine aynı yönde etki etmesi durumuna homozigot (AA veya aa), tam tersi iki genin de aynı karakter üzerine farklı yönde etkiye sahip olmasına heterozigot (Aa) denir.
Not: Makale geliştirme ve ekler yönüyle güncelleştirmeye açık. (cb)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder